Korkma KonuşÖğren

B2 · 20. Varsayım ve çıkarım

20.5 Olasılık dili: likely, probably, bound to

Neden zorlanıyoruz

Türkçede olasılık -ebilir eki ve "muhtemelen, galiba, belki, kesin" gibi zarflarla kuruluyor. İngilizcede bu alan çok daha geniş ve ince ayrımlı.

Önemi şu: İngilizce konuşan ortamlarda, özellikle iş ve akademi dilinde, kesin konuşmak genelde kötü karşılanıyor. "This will work" iddialı; "This should work" ya da "This is likely to work" profesyonel.

Türkçeden çeviriyle konuşan biri olduğundan daha iddialı duyuluyor, çünkü Türkçede doğrudan söylemek kabalık değil. İngilizcede ihtiyat payı bırakmak bir nezaket biçimi — buna hedging deniyor.

İkinci pratik mesele kuruluş: "probably" cümlenin neresine giriyor? "likely" sıfat mı zarf mı? Bunlar sık yanlış diziliyor:
• It's probably going to rain. ✓
• Probably it will rain. (duyulur ama zayıf)
• It's likely to rain. ✓ / It will likely rain. ✓

Kesinlik ölçeği

En kesinden en zayıfa. Doğru basamağı seçmek, modal seçmekten daha fark yaratıyor.

  • definitely / certainly

    %100 — kesinlikle.

  • bound to / sure to

    %95 — kaçınılmaz.

  • likely / probably

    %75 — muhtemelen.

  • may / might / could / possibly

    %50 — olabilir.

  • unlikely / probably not

    %25 — pek sanmıyorum.

  • no way / out of the question

    %0 — imkânsız.

probably ve definitely: yer kuralı

Bu zarflar be'den sonra, diğer fiillerden önce geliyor. Olumsuzda not'tan önce.

Olumsuzdaki yer farkı anlamı değiştiriyor: "He probably won't come" = muhtemelen gelmeyecek. "He won't probably come" yanlış kuruluş. Türkçede "muhtemelen gelmeyecek" sırası İngilizceyle aynı — sezgi doğru çalışıyor.

  • He's probably at home.

    be → sonra.

  • He probably knows.

    Diğer fiil → önce.

  • I'll probably be late.

    Yardımcıdan sonra.

  • He probably won't come.

    Olumsuzda not'tan önce.

  • He won't probably come.

    He probably won't come.

likely: sıfat olarak

likely bir sıfat; -ly ile bittiği için zarf sanılıyor ve yanlış diziliyor.

  • It's likely to rain.

    likely + to + fiil.

  • It's likely that it will rain.

    likely + that + cümle.

  • Rain is likely tomorrow.

  • He's likely to be late.

  • It will likely rain.

    It will probably rain.

    İlki ABD'de kabul ediliyor.

  • It's unlikely to happen.

bound to ve sure to: kaçınılmaz

Çok güçlü bir olasılık bildiriyorlar — "olmaması mümkün değil".

  • It's bound to rain — it always does in April.

  • You're bound to feel nervous.

  • She's sure to pass.

    Kesin geçer.

  • It's bound to happen sooner or later.

Hedging: ihtiyat payı bırakmak

İş ve akademi dilinde iddiayı yumuşatmanın araçları. Bu, zayıflık değil profesyonellik işareti.

Türkçeden gelen doğrudanlık burada iddialı duyuluyor: "This is wrong" yerine "I'm not sure this is right", "You must do this" yerine "It might be worth doing this". Aynı bilgi, çok farklı karşılanıyor.

  • This suggests that…

    "This proves" yerine.

  • It seems that there's a problem.

  • This may indicate a wider issue.

  • It would appear that…

    Çok ihtiyatlı.

  • As far as I know, it's fine.

    Bildiğim kadarıyla.

  • I could be wrong, but…

Tahmin ve ihtimal kalıpları

Günlük konuşmada olasılık bildirmenin hazır yolları.

  • There's a good chance he'll come.

  • Chances are, she already knows.

  • The odds are against us.

  • I doubt it.

    Sanmıyorum.

  • It's possible, I suppose.

  • I wouldn't be surprised.

    Şaşırmam.

Fazla yumuşatmak da sorun

Her cümleye ihtiyat payı koymak güvensizlik yaratıyor. Bildiğin bir şeyi söylerken net olmak gerekiyor.

  • I think maybe it could possibly be a bit of a problem.

    I think there's a problem.

  • The deadline is Friday.

    Gerçek — yumuşatılmıyor.

  • I'd recommend option B.

    Fikir — hafif yumuşatılmış, yeterli.

Kendini sına

Cevabı görmeden önce kendin kur.

  • Hatayı bul: "He won't probably come."

    He probably won't come.

    probably not'tan önce geliyor.

  • Hatayı bul: "It's likely rain tomorrow."

    It's likely to rain tomorrow.

    likely bir sıfat; to + fiil alıyor.

  • Yumuşat: "You are wrong."

    I'm not sure that's right. / I could be wrong, but…

    İngilizcede doğrudan karşı çıkmak sert duyuluyor.

  • Türkçe: "Eninde sonunda olacak."

    It's bound to happen sooner or later.

    bound to = kaçınılmaz.

Şimdi konuşarak dene

Bu konuyu gerçek bir konuşmada kullandığında, hata yaptığın anda düzeltme geliyor.

Google ile başla