B2 · 21. Doğallık
21.3 Konuşmayı sürdüren kalıplar
Neden zorlanıyoruz
Türkçede sohbeti akıtan kelimeler var ve hepimiz kullanıyoruz: "yani", "işte", "şey", "aslında", "bak", "hani", "neyse". Bunlar olmadan konuşmak ezberden okumaya benziyor.
İngilizcede de tam olarak aynı şey var ama ders kitapları bunları öğretmiyor — çünkü "dilbilgisi" değil. Sonuç: dilbilgisi iyi olan biri yine de robot gibi konuşuyor.
Bu kelimelerin yaptığı üç iş var:
1. Zaman kazanmak — cümleyi kurarken sessizliği doldurmak
2. Sıra almak — söze girmek ya da sözü bırakmak
3. Tepki vermek — dinlediğini göstermek
Üçüncüsü en çok ihmal edileni ve en önemlisi. İngilizce konuşmada dinleyen kişi sürekli küçük tepkiler veriyor: "right", "yeah", "really?", "mm-hm". Bunları yapmayan biri ilgisiz ya da anlamamış gibi duruyor.
Bu ders ezberlenecek bir liste değil; birkaçını seçip kullanmaya başlamak için.
Zaman kazanmak
Cümleyi kurmak için saniye gerektiğinde sessizlik yerine bunlar kullanılıyor. Sessizlik İngilizce konuşmada rahatsız edici duyuluyor.
Well… / Let me think. / Hmm, good question.
How can I put this…
Nasıl söylesem.
What's the word…
Kelime ararken.
It's sort of like…
Actually, you know what, …
Fikir değiştirirken.
(uzun sessizlik)
Well, let me think for a second.
Dinlediğini göstermek
İngilizce konuşmada dinleyen taraf sessiz kalmıyor. Bu tepkiler konuşmanın yarısı.
Bunlar olmazsa karşıdaki seni anlamamış ya da ilgisiz sanıyor ve konuşmayı kısa kesiyor. Türkçede de aynı şeyi yapıyoruz ("hı hı", "öyle mi", "yaa") — sadece İngilizce karşılıklarını bilmek gerekiyor.
Right. / Yeah. / Sure.
Anlıyorum, devam et.
Really? / Oh really?
İlgi gösterme.
That's interesting.
Oh no! / That's a shame.
Kötü habere tepki.
Wow. / No way!
Şaşırma.
Exactly. / Absolutely.
Katılma.
Söze girmek
Araya girmek kabalık değil — doğru kalıpla yapıldığında normal.
Sorry to interrupt, but…
Can I just say something?
Actually, I was going to say…
That reminds me…
Bu bana şunu hatırlattı.
Speaking of which…
Konu açılmışken.
Konu değiştirmek ve toparlamak
Konuşmanın yönünü değiştirmek için hazır geçişler.
Anyway, …
Neyse — en kullanışlısı.
So, …
Yeni konuya geçiş.
By the way, …
Bu arada.
Going back to what you said…
Anyway, I should get going.
Konuşmayı bitirme sinyali.
Fikir söylemeye başlamak
Doğrudan fikir söylemek sert duyuluyor; bu girişler yumuşatıyor.
I think / I reckon / I'd say
reckon İngiliz günlük kullanımı.
To be honest, …
Doğrusunu söylemek gerekirse.
If you ask me, …
The thing is, …
Mesele şu ki — açıklamaya geçiş.
I mean, …
Yani — kendini düzeltirken.
Anlaşıldığını kontrol etmek
Söylediğin anlaşıldı mı diye sormanın doğal yolları.
Does that make sense?
You know what I mean?
Çok yaygın — cümle sonuna eklenir.
If that makes sense.
Right?
Onay isteme.
…, isn't it?
Eklenti soru (18.2).
Fazlası göze batıyor
Bu kelimeler fazla kullanıldığında da yabancı duyuluyor. Her cümleye "actually" koymak, hiç koymamak kadar göze batıyor.
Birini seç, doğal gelene kadar onu kullan; sonra bir yenisini ekle.
Actually, I actually think it's actually fine.
Actually, I think it's fine.
En hızlı kazanç: tepki kelimeleri (right, really, exactly) — üçü bir sohbeti değiştiriyor.
Kendini sına
Cevabı görmeden önce kendin kur.
Cümleyi kurmak için zamana ihtiyacın var. Ne dersin?
Well, let me think. / Hmm, good question.
Sessizlik İngilizce konuşmada rahatsız edici duyuluyor.
Karşındaki kötü bir haber verdi. Nasıl tepki verirsin?
Oh no, that's a shame.
Dinleyen taraf tepki vermek zorunda; sessizlik ilgisizlik okunuyor.
Konu değiştirmek istiyorsun.
Anyway, …
En kullanışlı geçiş kelimesi.
Türkçe: "Mesele şu ki, zamanım yok."
The thing is, I don't have time.
Açıklamaya geçişin standart kalıbı.