B2 · 21. Doğallık
21.2 Kibarlık: could, would, may
Neden zorlanıyoruz
Türkçede kibarlık ekle ve hitapla kuruluyor: "verir misiniz", "alabilir miyim", "rica etsem". Çoğul ikinci kişi ("siz") tek başına büyük bir nezaket yükü taşıyor.
İngilizcede "siz" yok — you hem sen hem siz. Bu yüzden kibarlık tamamen fiil seçimine ve cümle biçimine kalıyor.
Bunun pratik sonucu şu: Türkçe konuşan biri kibar olmaya çalışsa bile, cümle kalıbını bilmiyorsa kaba duyuluyor. Niyet doğru, araç eksik.
• Give me the menu. → emir, kaba
• Can I have the menu? → nötr
• Could I have the menu, please? → kibar
• I was wondering if I could see the menu. → çok kibar
Üç mekanizma var ve üçü de aynı yöne çalışıyor:
1. Cümleyi soru yapmak (reddetme alanı bırakıyor)
2. Geçmiş biçim kullanmak (could, would — mesafe yaratıyor)
3. Cümleyi uzatmak (uzunluk = nezaket)
Bir şey isterken
En sık ihtiyaç duyulan durum. Ölçek net ve her basamağın yeri var.
Give me a coffee.
Could I have a coffee, please?
Can I have a coffee?
Nötr — kafede yeterli.
Could I get a coffee, please?
Kibar, ABD'de çok yaygın.
I'd like a coffee, please.
Kibar ve kesin.
I'll have the soup, please.
Restoranda sipariş — doğal ve kibar.
Birinden bir şey yapmasını isterken
Burada kibarlık daha önemli, çünkü karşıdakine iş yüklüyorsun.
Would you mind arkasına -ing alıyor: "Would you mind closing the window?" Cevabı da ters: "No, not at all" = tabii, kaparım. "Yes" demek "rahatsız olurum" anlamına geliyor — bu çok karışıyor.
Send me the file.
Could you send me the file?
Can you send me the file?
Nötr — tanıdık biriyle.
Would you mind sending me the file?
Kibar — mind + -ing.
Do you think you could send me the file?
Çok kibar.
Would it be possible to…?
Resmi.
I want you to send the file.
Could you send me the file?
İzin isterken
may en resmi, could kibar, can nötr.
Can I use your phone?
Nötr.
Could I use your phone?
Kibar.
May I use your phone?
Resmi — iş ortamında, yabancılarla.
Do you mind if I open the window?
Şimdiki zaman — if ile.
Would you mind if I opened the window?
Geçmiş biçim → daha kibar.
Hayır derken
Doğrudan "no" demek İngilizcede sert duyuluyor. Ret her zaman sarmalanıyor.
No, I can't.
I'm afraid I can't make it.
I'd love to, but I'm busy that day.
Sorry, I'm not going to be able to.
Çok yumuşak.
That's very kind, but I'll pass this time.
Can I get back to you on that?
Hemen hayır demek yerine.
Kötü haber verirken
I'm afraid standart giriş; korkmakla ilgisi yok. Resmi yazıda unfortunately ve regret kullanılıyor.
I'm afraid we're fully booked.
Unfortunately, we won't be able to help.
I regret to inform you that…
Çok resmi.
There seems to be a problem with…
Suçlamadan sorun bildirmek.
You made a mistake.
I think there may be a mistake here.
Fazla kibarlık da tuhaf
Her cümleye "would you be so kind" koymak samimiyetsiz ve eski duyuluyor. Düzey duruma göre seçiliyor.
Kural: tanıdıklıkla ters çalışıyor. Yakın biriyle fazla kibar olmak mesafe koymak demek, yabancıyla az kibar olmak kabalık. İş e-postası ve hizmet alırken yukarı, arkadaşla aşağı basamak seç.
Can you pass the salt?
Aile sofrası — bu yeterli.
Would you be so kind as to pass the salt?
Can you pass the salt?
Yakın çevrede alaycı duyuluyor.
Could you possibly send me the report by Friday?
İş e-postası — burası uygun.
Thanks! / Cheers!
Günlük teşekkür; "I am much obliged" değil.
please nereye gider
please cümlenin sonuna ya da başına geliyor; ortasında garip duruyor. Ve emirle birlikte kullanmak kibar yapmıyor.
Could you help me, please?
Sonda — en doğal.
Please could you help me?
Başta da olabiliyor.
Could you please me help?
Could you please help me?
Give me the file, please.
Could you send me the file, please?
please emri kibarlaştırmıyor.
Kendini sına
Cevabı görmeden önce kendin kur.
Kibarlaştır: "Send me the report."
Could you send me the report, please?
Soru biçimi + could.
"Would you mind closing the window?" — kabul etmek için ne denir?
No, not at all.
mind sorularında "no" olumlu cevap.
Daveti kibarca reddet.
I'd love to, but I'm busy that day.
Doğrudan "no" sert duyuluyor.
Hatayı bul: "Give me a coffee, please."
Could I have a coffee, please?
please bir emri kibar yapmıyor; biçim değişmeli.